• Egemen MacCandan

OO's Brewing - Kıbrısçıkta Biracık

Tatata taaaammmm, yine çok ara verdim çünkü Ağustos ayı boyunca neredeyse hep gezdim. Dönünce de standart beyaz yaka biriken işler, mailler derken Eylül ortasına geldik.

Son zamanlarda tatil ve gezilerimi bira üzerine planlar oldum. Daha doğrusu şöyle bir durum söz konusu bira kültürünün daha gelişmiş olduğu ülke ve şehirleri tercih ediyorum diyebilirim. Geleneksel biralar ve özellikle Kraft peşinde oradan oraya savruluyorum. Sürekli bar gezip, üretici gezmek akıllı bir hareket gibi gözükmeyebilir ve saçma gelebilir ama önce bir kendimi ifade edeyim. Hemen önyargıya mahal vermeyelim. Malumunuz çoğu şehrin meşhur olduğu bir yeri, binası, turist merkezi diyebileceğimiz bir bölgesi mevcut. Peki bu bölgelerde susayan ve acıkan turistlere hitap edebilecek neler var? Çok doğru, barlar. Dolayısıyla bu ziyarete değer mekanları harita üzerinde işaretleyip daha sonra bu haritaya “…….. beer bars” (fill in the blanks with the city you are in) şeklinde gogıllayıp çıkan mekanları da işaretlediğimiz de size gayet harika bir plan çıkıyor. Bir yandan barcrawl yaparken, bir yandan da şehrin görülesi yerlerini deneyimleyebiliyorsunuz. Bu gogıllamanın dışında, untappd, ratebeer gibi uygulama ve sitelerde de önerilen mekanları da bir kenara yazmayı unutmayın.



Yeri gelmişken şundan da bahsedeyim müsaadenizle, ülkemizde toplam 100 çeşit bira yokken, yurtdışında “bira barı” olarak geçen herhangi bir yerde 300 çeşit bira bulabiliyorsunuz, işin daha da komiği başka bir bara gittiğinizde, diğer barda olmayan bir yüz kadar farklı çeşitle de karşılaşabiliyorsunuz. Peki ne yapmak lazım? Benim gibi en büyük tutkunuz yeni tatlar denemekse gözünüz kapalı ilk kez duyduğunuz biralardan sırayla ya da opitipiti yöntemiyle seçip devam edebilirsiniz. Ya da zamanınız ve içme kapasiteniz daha kısıtlıysa untappd uygulamasıyla merak ettiğiniz biraları inceleyip, genel puanlamalarına göre tercih edebilirsiniz. Böylece “denedim ama sevmedim” sorunsalından büyük oranda kurtulma şansınızı arttırabilirsiniz. Efendim? Tamam girizgahı birazdan gelen noktayla bitiriyorum.



OO’s Brewing. Kıbrısçıkta Ogün ve Orçun kardeşler bira üretmeye karar veriyorlar ve bu yola çıkıyorlar. Öncellikle bu zamana kadar tanık olduğum, bir biraya özgü en iyi hikaye olduğunu düşündüğüm birayı bu arkadaşlar üretiyor. Konuyu birazdan aydınlatacağım.

Lefkoşa’da, Galınyol’un sonuna doğru O’Live isimli mekana geçiyoruz. Mekan organik ürünlere sahip bir butik kafe. Kafe derken, organik karpuz da var, zeytinyağı da var, kahve de var, bira da var… Manav gibi, kafe gibi, market gibi, bar gibi. Bu konsept içeriyi daha da samimi gösteriyor, sanki karpuzu dahi mutfakta kendileri yapıyor gibi bir izlenim oluşturuyor, zira arkadaşlar ellerinden geldiğince her şeyi kendiler yapma konusunda next level. Mesela bu adamlar ters osmoz suyu, organik şeftali aromasıyla (şeker içermiyor) tatlandırıp, gazlamışlar ve fıçıdan kendi yaptıkları sodayı servis ediyorlar.




İçeri girdiğimde gözümü ortadaki manav tezgahındaki açık yeşil renkli karpuzdan çevirip soldaki bara bakıyorum. Şahane bir taps ile bakışıyoruz ve “Kraft la bu” diye içimden geçiriyorum. Tabi ki bu barı, musluk tutacaklarını falan kendileri yapmış… Tek bozulduğum nokta bazı biralar yoktu, dolayısıyla IPA ve Porter içemedim… Arkadaşlar bira yetiştirmekte zorlanıyorlar, umarım işleri daha da yoğun olur bira yapmaktan başlarını kaldıramazlar.


Orçun sağ olsun bir tadım seti ayarlıyor ve sırayla hepsini tadabiliyorum. Tadım seti bittikten sonra önce bir dolu bardak Fixie, peşinden de bir dolu bardak Drink for Peace içiyorum. Bu arada üretim alanlarını yani üst katı da birlikte geziyoruz. Bu zamana kadar bir çok makro, mikro brewery gezmiştim ama burada benim evdeki sistemin abisini görünce şaşırmadım desem yalan olur. Güzel haber şu ki yakında 500’lük sisteme geçiyorlar, o zaman gittiğimde Porter ve IPA bulabilirim.


Kraft biranın en güzel yanı ve bunu kültür haline getiren insanların buna başlangıç noktalarının hobi olması. Dolayısıyla tüm özen ve yaratıcılıklarıyla bu işin içine giriyorlar. OO’s Brewing işte tam bu yaratıcılığı ve özveriyi görmenizi sağlayabilen ve açık söylemen gerekirse ufkumu açan bir yer. Etiket tasarımları, bar, mekan, reçete, hikaye derken bu biralara karşı “seviyorsan git iç abi” formuna geçmemeniz mümkün değil.










Kıbrıs’ta keşfedilen ve Bronz Çağı’na ait bir yerleşimde yapılan festival için OO’s kardeşler “antik bira” yaptılar desem herhalde biraya karşı olan tutkularını az çok tahmin edebilirsiniz. Fermenterden içme şansı bulduğum bu safranlı biraya bayıldım.


Fermenterde Bronz Çağı Birası

Gelelim “bu zamana kadar tanık olduğum, bir biraya özgü en iyi hikaye” hikayesine yani DRINK FOR PEACE! Yani Barış İçin İç. Bu aslında global bir proje. Aralarında çatışma ya da savaş olmuş ve etkileri hala devam eden ülkelerin breweryleri bir araya gelerek bunu hayata geçiriyorlar. Mesela Filistin ve İsrail’e özgü Drink For Peace mevcut. Ve her ülkenin Drink For Peace birası farklı. Kıbrıs’ın birası Hoppy Wheat Ale. Şerbetçi otunun dengeli ve hissedilebilir olduğu bu bira, acılıktan ziyade aroması ve zengin tat profiliyle ön planda. Tabi ki buğday birası olmasından dolayı hafif bulutlu, baharat ve çiçeksi tatlar geride hafif muz hissediliyor, üzerini zaten Hallertauer ve Blanc şerbetçi otları tamamlıyor. Üstelik bu biranın gelirinin yarısı bu ülkelerdeki barışı destekleyen sosyal çalışmalara bağışlanıyor.



214 görüntüleme