• Egemen MacCandan

Brewstival Vol.4



Öncelikle Türkiye’de güncel siyasal zeminin ve iktidarın gözünde modern cadılar olarak yakılmayı beklediğimizin hepimiz farkındayız. Bunun bir kültür olduğunu bir hobi olduğunu ve aslında tarih boyunca bir çok toplumun yaşamının merkezinde olduğunu birilerine asla anlatamayacağımızın da farkında olduğumuza göre bu meseleyi boş verelim.

Yukarıdaki bir tek “cadılar” benzetmesi aslında bizim kendi içimze dönüp biz ne yapıyoruzu sorgulamamız için. Linç şartları gayet uygunken, bira kültürüne ve hobisine gönül veren bizlerin en çok birbirimize sarılması gerekiyor. Ev biracısı, koleksiyoneri istemiyor, koleksiyoner ev biracılığına döndü iş amaç değişti diyor, birayı sadece içmeyi seveni biradan başkası sevmiyor… 2007 yılında kurulan ve üyesi olduğum Türkiye Bira Koleksiyonerleri Kulübü, bu ülkede “Bira Kültürü” adına kurulmuş en eski kulüp ve bira kültürünün, Kraft biranın yayılması için yarısı kadar emek veren bir tüzel kişilik daha var mı emin değilim. Lakin bir buçuk yıl kadar önce “Kulüp adı Bira Koleksiyonerleri ama, ev biracısı çok oldu amaç değişti” diyerek ayrılanlar olduğu gibi, 6-7 ay öncesi de “Aaa kulübün adı Bira Koleksiyonerleri’ymiş ben üye olmuştum ama orasına dikkat etmemişim ben ev biracısıyım hacılar bana müsaade” diyerek ayrılan ve birasını hiç tatma şerefine nail olamadığım, ev biracılığına katkılarının ise buradan galaksiler arası 4 şeritli köprü olacak pek kıymetli arkadaşlarımız ayrıldı. Böyle bir sinerji yakalamışız, kolektif bir yapı var bunu geliştirelim, güçlendirelim, adına, kelimesine takılmak yerine, öteki – beriki çekmek yerine paylaşıp kendimizi tanıtalım, başkasını tanıyalım, doğuş noktası bizim topraklarımız olan bira kültürünü hep birlikte “kamyoncu içkisi” tanımından öteye taşıyalım demek maalesef çok zor.




Yıllar önce bisikletle yoğun ilgiliyken, kurduğumuz ya da kurulan bisiklet kulüplerinde de benzer olaylara tanık oldum. Önden ben gidicem, beni takip edin, önüme geçmeyin, bisikletine flama takmışsın on çıkar, yeni dernek, yeni kulüp, başkan sen olma, sen beceremedin, gibi olaylara tanık oldum. Bu söylemlerin bir sonraki aşaması seninki kaç fitesss, bir sonraki aşaması ise benim babam senin babanı döver. Buradan tüm hobidaşlarıma sesleniyorum “egonuza sıçayım”.



Tabi konu hobi değil, ego. Muhtemelen yetiştirme tarzımızdan kaynaklı kendimizi gösterememe eksikliğimizi gönül vererek yaptığımız şeyi paylaşırken kendimizi belli ederek tatmin etme yoluna gidiyoruz. Kusura bakmayın gözümde parasıyla hava atmaya çalışan, işte camlar açık son ses müzik dinleyerek araba kullanan basit sahte kişilikler neyse, bu tür insanlar da benim gözümde aynı. Başarılı insanları alkışlayıp onları daha ileri taşımaktansa, onları boklayıp kendi seviyemize indirebileceğimizi sanıyoruz. Aaa bir dakika lan bakın burası çok önemli, sanki yetki sahiplerinin beceriksizlikleri ya da çıkar çatışmaları sonucu bok ettikleri bazı şeylerin suçunu bilmenelobisine, dış güçlere bağlaması gibi. Evet kaaaarşim o kadar şahane buğday birası yapmışsın ki Bavyera Dükü seni kıskanıyor. Özellikle o bez torba içine buz koyarak 14 derecede fermente ettiğin lager yüzünden Urquell şu an kapanma tehlikesinde.


Oha lan nerden nereye geldi konu ahahah, bir dakika şunu da anlatıp Brewstival’e dönüyorum. Adam ölmüş cehenneme gidiyor, öncesinde zebani kardeşlerimiz cehennemde bir panoromik tur organize ediyorlar. Cehennem şöyle ki her bir ülkenin cehennemi kendine özgü. Sistem aynı fakat hangi ülkenin vatandaşı olarak öldüysen ona göre cehenneme gidiyorsun, evet kardeşim çifte vatadanşsan seçtiriyorlar… Ortada bir kazan var içi işte lav, eriyik metal bir şeyler kaynıyor, insanlar da bunun içinde yanarak cezalarını çekiyorlar, her kazanın başında da zebaniler nöbet tutuyor, birisi dışarı tırmanıp çıkmaya kalkışırsa ellerindeki yabalarla itiyorlar kazanın içine. Amerika cehennemi böyle, Almanya cehennemi böyle, Moritanya, Bhutan, Ekvator Çad, hepsi aynı… Neyse cehennem gezisi devam ederken Türkiye’ye geliyorlar. Adam şaşırıyor, kazan aynı kazan, içindeki lav aynı, yine kaynıyor, içinde insanlar da var, onda da sıkıntı yok, ama kazanın başında nöbet tutan bir tane zebani yok. Adam şaşırıyor bu durumu soruyor yanındaki zebani beye, zebani bey de durur mu yapıştırmış cevabı “izle bak”. Cehennemde acı çeken Türklerden birisi tırmanıp kaçmaya çalışırken bir diğeri onu tutup aşağı çekiyor, diğeri kaçmaya çalışırken bir başkası geri çekiyor kazanın içine…



Neyse gelelim Brewstival. Evet ilki İzmir’de düzenlenen Brewstival tam bir ev birası festivaliydi. Çok sayıda stand ve bira vardı. İlgi alaka gayet güzeldi. İkincisi yani İstanbul’daki biraz daha karma bir festival gibiydi, ama bira merkezliydi. Ev birası standı ve sayısı görece azdı. Üçüncüsü tamamen bir Efes festivaliydi. Efes lütfedip bizlerinde stand açarak kendimizi göstermemize izin verme yüce gönüllüğünde bulunmuş gibiydi. Gelelim son #brewstival 4 Ağustos 2019. Ulan asıl bu yazıyı bunun için yazacaktım ben daha konuya giriş yapamadım. Efendim ben bu festivalden keyif aldım. Ev biracıları düşünüldü, ilgilenildi, buz dolabı sayısından tut, dolabın yerinin ev biracısının arkasında olmasına, yemek gönderilmesine, suydu, buzdu vs. orada standını bırakıp gidemeyen ev biracısı için nimetti. Atölyelere ben katılamadım fakat takip ettiğim kadarıyla onlar da gayet keyifli geçmiş, zira genel olarak baktığımızda bu işi seven ve becerikli arkadaşlarımızın atölyeleriydi. Oyunlar eğlenceli geçti, boomerang fotoğraf vs ufak tefek ama işi keyifli hale getiren nüanslardı. Eksiler neydi dersek, evi biracısı azdı ki bunun en büyük sebebi yazıyı bu noktaya kadar getirmeye çalışırken bahsettiklerim ama yine değineceğim (blog benim kime ne), bira da azdı… Şaka lan çok bira vardı da kalabalık oldu çok bira içildi. Ama daha çok olsa gidermiş her türlü. Kendi adıma zula yapmam gerektiğini çok iyi anladım… Ev biracılarının yeri iyiydi fakat yönlendirme yapılmadı, çok kişiden ya biz festivali yukarıda sanıyorduk burada da varmış dediklerini duydum. Zemin eğimliydi saatlerce orada oturmaya çalışmak genel olarak biraz sinirleri bozdu. Çıkan grupları tanımıyorum, adlarını da merak etmedim ama kendi adıma arkadaşlarımla baya eğlendik, içilen biraların da biraz etkisi olabilir, belki biraz…




Mikkel de baya bi böyle cool, alçakgönüllü bir adammış. Festivale çok geç geldi yalnız. O geldiğinde sanırım ev birası kalmamıştı. Kendi yaptığım Anatolia Saison ve Strawberry Sour’larımdan birkaç şişe tadımlık getirmiştim onlardan ikram ettim. Delikanlı Henry ve Zilli Sally ile ilgili yorumlarımı belki başka bir zaman yaparım.


Sonuç olarak bir avuç insan olarak birlikte olmayı, ortak hareket etmeyi, ego yapanların yüzlerine tükürüp gerçekten bu işi seven, birbirine destek olan, birlikte ileri gitmeye çalışan insanlar olarak yolumuza devam etmemiz gerektiğini şiddetle savunuyorum. Ticari markaların herkese eşit yaklaştığı ortak yol aradığı, birlikteliğe destek olmaya çalıştıklarını görmek ne güzel olurdu. Bizimki, onunki kafasında değil de herkesi kapsayan, özellikle de Kraft biraları yanına katarak ortak hareket eden yaklaşım bu festivalleri ya da buluşmaları çok daha fazla katılımcıyla gerçekleştirmemizi dolayısıyla bu kültürü çok daha fazla insana yaymamıza sebep olur. Ütopik konuştum, belki bu kötü bir şeydir ne biliyoruz? Böl parçala löpet. Bu arada neredeyse hiç fotoğraf çekmediğimi farkettim, o yüzden bana gönderilen fotoğraflardan koyabiliyorum.

0 görüntüleme